Sorulara Göz At

Yetiştirici Köşesi

Ağız sütünün bir önemi daha bulundu!

Prof. Dr. Nurettin Gülşen 30-01-2023 795 Kez Görüntülendi.

Ağız sütünün bir önemi daha bulundu!

Yıllar boyunca ağız sütü veya bilimsel ismiyle kolostrumu yeni doğan bütün çiftlik hayvanlarına içirmenin öneminden bahsettik. Ağız sütünü önemi son dönemlerde daha iyi kavranmaya başladı. Yetiştiricimiz de ağız sütünün değerini bilerek zamanında ve daha yüksek miktarlarda yeni doğan buzağısına, kuzusuna ve oğlağına içirmeye başladı. Küçükbaş hayvancılıkta kuzu ve oğlaklar anneyi hemen emmeye başladığı için bu fazla sorun olmamakla birlikte birden fazla yavrulu doğumlarda ağız sütü yeterli gelmeyebilir. Endüstriyel süt inekçiliği yapan büyük işletmelerde de ağız sütü içermek belli bir protokol altında ciddiyetle yürütülürken daha küçük çaplı veya aile tipi işletmelerde sorun halen devam ediyor denilebilir.

Ağız sütü (Kolostrum) ve Geçiş sütü nedir?

Ağız sütü, doğumdan sonra ineğin meme bezleri tarafından üretilen yavruları hastalıklardan koruyan maddeler (immunglobulinler veya antikorlar) bakımından zengin bir sıvıdır. Gerçek kolostrum ilk sağımda elde edilmektedir. İlk sağımdan sonraki 2. ve 3. sağımlarda elde edilen süt “geçiş sütü” olarak isimlendirilmektedir1.

Yeni doğanları hastalıklardan korumada ağız sütü neden önemlidir?

Çok sayıda faydası bulunmakla birlikte ağız sütünün mutlaka içirilmesi için en büyük neden hastalık yapan mikroorganizmalara karşı koyan ve bunlara karşı yavruyu koruyan maddeleri bol miktarda bulundurmasıdır. Annenin hayatı boyunca karşılaştığı hastalık yapan kötü mikroorganizmalara karşı ürettiği silahlar denilebilecek olan bu faydalı maddeler, yani immungloblünler hayvan kuruya alındıktan sonra doğuma kadar olan sürede annenin kanından memede biriken ağız sütüne geçerler. Aynı zamanda anneye daha önce yapılan rota virus, Clostridium ve E. coli’ye karşı yapılan aşılarla ürettirilen antikorlarda ağız sütüne geçer. Bu ağız sütünü içen yavrular annenin hastalıklara karşı olan korunma gücünü yaklaşık 3 hafta boyunca kendilerine geçirmiş olurlar. Hayvancılıkta ileri olan bir ülke olan ABD’de dahi buzağı ölüm oranı %8-11 arasında olduğu bildirilmektedir2. Bu nedenle özellikle doğum sonrası hastalıklara bağlı yavru kayıplarının çok yüksek olduğu düşünülen Türkiye gibi ülkelerde ağız sütünü içirmek hayvancılık yapanların yapacağı ve öğrenecekleri ilk işlem olmalıdır.

Ağız sütü ne zaman ve ne kadar içirilmelidir?

Yeni doğanlarda ilk 24-36 saat boyunca ağız sütü içirilen yavrularda alınan antikorlar parçalanmadan bir bütün olarak ince barsaklardan direkt kana geçmektedir. Bu geçiş doğum sonrası ilk 6 saatte daha yüksek olup doğumdan sonraki 24 saat içerisinde doğumda emilebilen düzeyin yaklaşık %10-11 kadarı emilebilmektedir. İlk sağımda elde edilen kolostrum miktarı 2.8-26.5 litre arasında değişmektedir. Yetiştiricilerimizin kafasını fazla karıştırmadan ağız sütünün kalitesini ölçme gibi bir uygulamayı bilmiyorlarsa doğumdan hemen sonra ellerindeki biberonlarda da görecekleri çizgide 1.89 litreyi içirmeleri önerilebilir. Mümkünse bunu takip eden ilk 6 saatte, değilse 12 saat içinde de ilave olarak 1.89 litre daha kolostrum içirilmesi genel bir öneridir3. Daha sonra barsaktan parçalanmadan direkt  geçiş kapandığı için annenin bağışıklığının yavruya geçmesi mümkün olmamaktadır.

Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalında 2021 yılında Veteriner Hekim Mustafa Şipleme tarafından yapılan ve danışman olarak katkıda bulunduğum yüksek lisans tez çalışmasında Konya ili ve çevresindeki süt ineği işletmelerinde ağız sütü ile besleme özellikleri aşağıdaki iki tabloda sunulmuştur. Endüstriyel fakat çoğu aile tipi olan bu işletmelerin yarısında 4-5 litre ağız sütünün 2-3 öğünde verilmesi sevindirici bir ilerleme olarak kabul edilebilir.

Ağız sütü yağının da çok büyük önemi olduğu bulunmuştur

Ağız sütünün ölçülemeyecek derecede farklı faydaları bulunmaktadır. Her bir faydası için ayrı bir yazı yazılması gerekir. İmmunglobülin G miktarı 1 litre ağız sütünde 15-176 gram arasında değişiklik göstermektedir3. İmmunglobülin denilen hastalıklara karşı faydalı madde miktarı, annenin geçirdiği hastalıklar ve süreleri, ırkı, kuru dönemdeki beslenmesi ve mevsim gibi faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Bu nedenle son zamanlarda ağız sütü içeriğindeki immunglobülin düzeyleri ölçülerek sabit hale getirilen, uygulanması kolay olan ağız sütü mamaları1 (kolostrum ikameleri) ticari olarak satılmaya başlanmıştır. Halen üzerinde yoğun çalışmalar yapılan bu mamaların yakın gelecekte çok daha fazla yaygınlaşacağı ve kullanılacağı söylenebilir.

Yaradılış gereği tereyağı içerisindeki yağ asitlerinin çeşitliliği ve miktarları başka hiçbir bitkisel ya da hayvansal yağ kaynağında bulunmamaktadır. Tereyağını oluşturan bu yağ asitlerinin her birinin sağlık açısından ayrı ayrı önemi bulunmaktadır. Yurtdışında ağız sütünün mama şekline getirilerek satıldığı yukarıda resmi verilen ürünlerden birisinin (Immune milk) sorumlusu olan Dr. Med. Vet. Oğuz Çalışıcı ağız sütü içerisinde bulunan yağların da ayrı ayrı kendilerine mahsus önemli özelliklere sahip olduğunu bildirmiştir. Dr. Çalışıcı, ağız sütündeki yağ asitlerinin kısa ve uçucu olanlarının düzeyinin tereyağına göre daha düşük olduğunu bildirmiştir. Bu yağ asitlerinin tereyağına göre ağız sütünde daha az olmasının buzağının doğum sonrası immunglobülinlerin emilimini sağlayan barsak geçişlerinin süresini uzattığını ileri sürmüştür. Ayrıca, ağız sütü yağında Omega 3 ve 6 denilen yağ asitlerinin tereyağına göre %40 daha yüksek olduğunu; bunların buzağının veya yavrunun bağışıklık sistemini güçlendirmede en etkili maddeler olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle, sadece hastalıklara karşı koyan immunglobülinler olduğu için değil aynı zamanda etkileri henüz tam olarak belirlenememiş çok sayıda faydalı madde içermesi nedeniyle de ağız sütünü doğumdan hemen sonra mutlaka içirmeliyiz.

Ağız sütü içirmeden sağlıklı buzağı yetiştirmenin, sağlıklı buzağı yetiştirmeden de sürdürülebilir hayvancılık yapmanın mümkün olmadığını artık anlamamız gerekiyor.    

Kaynaklar

  1. Gülşen, N., & Umucalılar, H. D. (2009). Buzağıların Beslenmesi ve Beslenme Hastalıkları. Konya SÜ Basımevi.
  2. Godden, S. M., Haines, D. M., & Hagman, D. (2009). Improving passive transfer of immunoglobulins in calves. I: Dose effect of feeding a commercial colostrum replacer. Journal of Dairy Science92(4), 1750-1757.
  3. Davis, C. L., & Drackley, J. K. (1998). The development, nutrition, and management of the young calf. Iowa State University Press.  

Prof. Dr. Nurettin GÜLŞEN

Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı, Konya.

https://www.yetistiricisoruyor.com

nurettin@yetistiricisoruyor.com

https://www.facebook.com/yetistiricisoruyor/

https://www.instagram.com/nurettingulsen44/

https://twitter.com/ngulsen